Ağrı Tedavisi

Ağrı, insanoğlunun tarihi ile eşdeğerdir. Hiçbir insan yoktur ki, yaşamının herhangi bir döneminde ağrıdan yakınmasın ve hekime başvurmasın. Ağrı, kısa süreli (akut) ve uzun süreli (kronik) olarak iki biçimde ele alınabilir. Akut ağrı genelde bir uyarı sistemi olarak çalışır. Ağrı, size vücudunuzun bir yerinde bir bozukluk olduğunu, tıbbi bir bakım gerektirdiğini ve bu bozuk bölgenin daha fazla tahrip olmaması için o yaranın iyileşmesi gerektiği konusunda sizi uyarır. Akut ağrı, genellikle bir darbe veya hastalıkla birlikte başlar. Örneğin; bir yanık, kırık, böbrek taşı gibi nedenlerle vücut ağrılı uyaranlara karşı açık hale gelir. Bu ağrı uyaranı beyine kadar ulaştığında ağrıyı algılamış olur. Akut ağrı, bir alarmdır. Yani hastanın hekime başvurmasında rol oynayan önemli bir alarm olarak karşımıza çıkar.

Ağrı, rahatsızlık hislerinin yanında, zihinsel ve duygusal tepkileri de içerir. Ağrı hakkındaki olumsuz düşünceler ve sonrasında kaygı ve gerilimdeki artma,rahatsızlığın daha derin hissedilmesine yol açar. Bu nedenle hipnoterapide olumsuz düşüncelerinizle ilgili çalışılır. Ağrının ne kadar kötü olduğu üzerine yorum yapmak yerine, nefes egzersizleri ve hipnotik telkinlerle ağrısızlık sağlanabilir. Ayrıca hipnoterapi ile muhtemel ikincil kazançların (ağrı ile dikkat çekme, ilgi görme şeklinde faydalar) farkına varılarak temizlenmesi sağlanır.

Hipnozla ağrı tedavisine başlamadan önce tıbbi bir muayeneden geçecek,gerekirse bazı tetkikler yaptırmanız istenecektir.Çünkü ağrının bizi uyarma görevi vardır ve ağrının nedeni anlaşılmadan ortadan kaldırılması uygun değildir. Hipnotik tedaviyi ağrı tedavisinde şu durumlarda kullanıyorum: Tıbbi muayene sonucunda ağrının nedeni psikolojikse veya kanser ağrılarında olduğu gibi ilaç tedavisinin yanında destekleyici olarak veya ağrı tıbbi olarak tedavi edilemediğinde. Hipnoterapi ağrı tedavisinde kullanılan etkili tekniklerden biridir.Özellikle kronik (müzmin) ağrıların ve psikolojik ağrıların tedavisinde çok etkilidir (Sacerdote, 1970, Melzack ve Perry 1975, Elton, Burrows ve Stanley 1980, Willard ve Callen 1983, James, Large ve Beale 1989, Large 1994, Holroyd 1996). Ağrı insanda fiziksel ve duygusal bir yük yaratır, bu da bizi strese sokar. Stres de ağrının daha da artmasına neden olur. Tüm dikkatimiz ağrının üzerine yoğunlaşır. Eğer dikkatinizi olumlu başka bir şeye çevirirseniz, ağrıyı bir süreliğine unuttuğunuzu görürsünüz. Buna ağrı amnezisi denir. Burada ağrı bilinçdışına itilince, bilinç ağrıyı fark edememektedir.

Bugün tıbbın elinde biriken bilgi birikimi kronik ağrı hastalığının % 90 oranında dindirilmesini mümkün kılmaktadır. Buna rağmen bu bilgi birikimi hekimlere yeterince yayılamadığı için, hastalar bu hakkı yeterince istemediği, kullanmadığı için kronik ağrılı hastalar ancak % 30 oranlarında tedavi edilebilmektedir.

Tıptaki ağrı konusunda gelişmeler sonucunda artık ağrı, yeni bir bilim dalının Algoloji’nin konusu haline gelmiştir. Dünyanın birçok ülkesinde kurulan Algoloji Bilim Dalları ve laboratuarlar ağrı ile ilgili araştırmaları sürdürmenin yanısıra hastaların ağrılarını dindirmeye çalışmaktadırlar. Ağrı elbette ki tek başına bir tıp dalının konusu değildir. Birçok nöroloji, fizik tedavi, beyin cerrahisi, romatoloji ,psikoloji gibi birçok tıp dalı ayrıca ağrı ile uğraşmaktadır. Kronik ağrının bir hastalık olarak kabul edilmesi tedavi hakkını da beraberinde getirir. Bu anlamda ağrının dindirilmesi bir insanlık hakkıdır.

Kronik ağrı ise, bir hastalıktır, aynı zamanda bir toplumsal sorun olarak da karşımıza çıkar. Her yıl yedi yüz milyon işgünü ve altmış milyar dolar zarar meydana geldiği düşünülmektedir. Kronik ağrı, aslında basit bir bulgu değil başlı başına bir hastalıktır. Birçok bel ağrılarında, baş ağrılarında ve diğer uzun süreli ağrılarda hastanın hekime başvurmasına neden olan temel sebep ağrıdır.

Kronik ağrıdan şikayetçi olan birçok hastada, ağrının şiddeti, lezyon ya da yaranın derinliğiyle orantılı değildir. Psikolojik veya duygusal önemi, ağrının algılanan şiddetinin öncelikli belirleyicisi olabilmektedir. Şiddetli ağrının kontrolü (Evans, 1989) kaygının doğrudan kontrolünü içerir. Hastalık ya da yaranın, artan zararlı ağrıların şiddetine eşlik eden, kısa ve uzun dönem etkileri konusundaki artan kaygı genellikle ilaç, hipnoz ya da kaygıyı azaltan, kişiyi rahatlatan ve dikkati yeniden odaklayan herhangi bir başka müdahale gibi uygun tedavilerle hafifletilmektedir (Evans, 1990b, 2001).

Hipnoterapi ile ağrı tedavisinde birçok yöntem vardır. Bunlar arasında imajinasyonla ağrı azaltmak,ağrıdan uzaklaşmak (sevilen bir yere hipnotik bir seyahat) ve ağrıyı aktarmak (özellikle migren tedavisinde baş ağrısı hastanın eline oradan da havaya aktırılır) sayılabilir.

Hipnotize edilebilirlik hayal kurmayı etkin bir şekilde kullanabilme, uyuklama, kolay uykuya dalma, bir filmde veya romanda kaybolmak gibi deneyimler yaşayabilme, görüşmelere geç kalma, hastaların, hipnozun kullanıldığı tedavi durumları dışında bile psikiyatrik –ve muhtemelen tıbbi– semptomlardan kurtulmasındaki kolaylık gibi birçok farklı ölçü sistemiyle paraleldir (Evans 1991, 2001).

Hipnoz daha genel, kişiye psikolojik, bilişsel ve psiko sosyal süreçleri değiştirme ve kendi isteğiyle farklı bilinç düzeylerine erişim sağlayan, bilişsel esneklik kabiliyetini içerir (Evans 2000, 1991 Van Dyck, Zitman, Linssen ve Spinhoven 1991; Spinhoven, Linnsen, van Dyck ve Zitman 1992; Zitman, van Dyck, Spinhoven ve Linnsen 1992)hipnozun ve kendi kendine hipnozun özellikle hipnotize edilebilirliği yüksek olanlarda, tansiyona bağlı baş ağrısının en az kişinin kendisini eğitmesi kadar ve kontrol gruplarına göre daha fazla azalttığını ortaya koymuştur.

HİPNOTERAPİ VE MİGREN

Pittsburgh Üniversitesi’nden Dr. Stuart Derbyshire önderliğindeki ekip, şiddetli ağrılara yol açan romatizmal bir hastalık olarak bilinen fibromiyalji hastalarına hipnoz uygulayarak kafalarında ağrılarını gösteren bir kadranı düşlemelerini istedi. Hastalar bu düşsel kadran çevrildiğinde ağrıyı daha az hissettiklerini belirtirken, MR görüntüleri de beynin ağrıdan sorumlu bölgesindeki etkinliğin azaldığını doğrulamaktaydı.

Fizik tedavi ile karşılaştırıldığında hipnoz, 40 fibromalji hastasında ağrıların azaltımında ve uykunun iyileştirilmesinde etkili olmuştur (Haanen, Hoenderdos, van Romunde ve diğerleri, 1991). Hipnozla tedavi edilen hastaların yüzde 80’inde ilaç tedavisi gerekliliğinde azalma gözlemlenmiştir.

Cedercreutz (1976) 100 şiddetli migren hastasını hipnozla tedavi etmiştir. Hastaların, migren rahatsızlıkları 3 ay içinde yüzde 55 azalma gözlemlenmiştir.

Olness, MacDonald ve Uden (1987) 28 çocuk migren hastasında hipnozun propranolol ve plasebo ilaç tedavisinden üstün olduğunu belirtmişlerdir.

HİPNOTERAPİVE DUYARLI BARSAK SENDROMU

Ağrılı, duyarlı hassas bağırsak sendromunda, hipnozun etkili olduğunu gösteren iki araştırma vardır. Whorwell, Prior ve Faragher (1984) hipnozun 30 hastada öznel ağrı ve karın şişliği şikayetlerini yardımcı psikoterapiye göre daha fazla azalttığını bulgulamıştır. Aynı araştırmacılar (Prior, Colgan ve Whorwell, 1990) daha sonra hipnozun ishale eğilimli 15 hastada makat duyarlılığını azalttığını bulmuştur.

HİPNOTERAPİ VE KANSER

Syrjala, Cummings ve Dolandson (1992) kemik iliği nakli görmüş 67 hastada hipnozun, bilişsel-davranışsal terapiye göre, mide bulantısı ile kusmada ve ağrı azaltımında daha etkili olduğunu göstermiştir. Bu sonuç, hipnozun erken hamilelik, blumik ve kanser tedavisi kaynaklı kusma isteği de dahil olmak üzere birçok hasta topluluğunda mide bulantısı ve kusma tedavisinde çok etkili bir araç olduğunu göstermektedir (Evans, 1991).

Hipnoterapi kanser ağrılarının tedavisinde de etkili olduğu görülmüştür. (Domangue ve Margolis, 1983).

Ağrının yanında stres ve kaygıyı da gidererek, imajinasyonla bilinçaltında bir iyileşme simgesi yaratılarak iyileşmeye de katkı sağlayabilir. Araştırmalar, ölümcül kanser hastalarının yüzde 50’sinde (Hilgard ve Hilgard, 1975) ve diş hastalarının yüzde 95’inde (J. Barber, 1977) ağrı kontrolüne destek olarak hipnoz tekniklerinin kullanılabileceğini göstermektedir.

New Scientist’te yer alan araştırmaya göre, sinirbilimciler hipnozun ağrı duygusunu nasıl azalttığını yeni yeni kavramaya başlıyorlar. Iowa Üniversitesi’nden Sebastian Shulz-Stubner önderliğindeki bir grup araştırmacı geçen yılın sonlarında hipnozlu kişilerle hipnoz altında olmayanların ağrı duyma eğilimlerini karşılaştıran bir araştırma yayımladı. Aşırı sıcağa tutulan deneklerin beyin etkinliklerini işlevsel manyetik titreşimli görüntüleme yöntemiyle (fMRI) karşılaştıran araştırmacılar iki grup arasında belirgin farklılıklara tanık oldular. Bir başka fMRI deneyi de hipnozlu beynin ağrı duygusuna bilinçli olarak yön verebildiğini ortaya koymuştur.

İLETİŞİM BİLGİLERİ
  • Tel : +90 212 240 33 22 / Gsm : +90 532 242 55 63
  • E-Posta : info@drendervardar.com
  • Valikonağı Cad. Pulcu Ap. No:88/2 Nişantaşı
    Şişli, İstanbul, Türkiye
Yasal Uyarı: Sitedeki tüm yazılar bilgilendirme amaçlı olup,teşhis ve tedavi amacı gütmemektedir Kullanıcılarımızın herhangi bir problem ile karşılaştıklarında gecikmeden en yakın uzman hekime başvurmaları gerekmektedir!.
Vajinismus